Tansa Mermerci Ekşioğlu/L'Officiel Aralık 2013


  Bir arkadaşla, bir sevgiliyle, yabancıyla, kiminle olursa olsun ilk buluşmalar önemlidir. Tansa Mermerci Ekşioğlu ile ilk buluşmamız sabahın erken bir saatinde Nişantaşı’ndaki Delicatessen’de gerçekleşti. İki ... yazının devamı

Isabel Marant'lı H&M/Milliyet Cumartesi


H&M, bu yıl işbirliğine giriştiği Isabel Marant’la tasarladığı koleksiyonunu Paris’te tanıttı. Kadınlar  ve gençler için tasarladığı parçaların yanı sıra bu işbirliğinin en dikkat çeken ... yazının devamı

Ela Barlas/L'Officiel Kasım 2013


Başarılı belgesel yapımcısı yeni bir kimliğe büründü. Kapalıçarşı'nın kalbine yolculuğu sanal hale getiren www.grandbazaaragent.com sitesini kuran Ela Barlas artık bir "kapalıçarşı ajanı"...   Ela Barlas, birçok ... yazının devamı

Tansa Mermerci Ekşioğlu/L’Officiel Aralık 2013

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

 

kapak-lofficielBir arkadaşla, bir sevgiliyle, yabancıyla, kiminle olursa olsun ilk buluşmalar önemlidir.

Tansa Mermerci Ekşioğlu ile ilk buluşmamız sabahın erken bir saatinde Nişantaşı’ndaki Delicatessen’de gerçekleşti. İki çocuk, yoğun iş hayatı derken, “Acaba çok mu geç kalacak?” diye düşünmedim desem yalan olur. Tam sözleştiğimiz saatte geldi. Bu ilk buluşmanın sonrasında gerek Sarıyer’deki evinde, gerek Maslak’taki ofisinde gerçekleş- tirdiğimiz çekimlerde, hep tepeden tırnağa hazır şekilde, olanca pozitifliğiyle objektifimize gülümserken dakikliğini, “Ailede herkes dakik- tir. Bana da onlardan geçmiş” diye açıkladı. İlk buluşmamıza dönecek olursak; Tansa Mermerci Ekşioğlu hakkında, “Tam bir Cumhuriyet kadını” diye düşündüğümü anım- sıyorum. Gelişime açık, sanatsever ve topluma bir fayda sağlamak üzere kendine misyonlar edinmiş, aydınlık bir kadın. Çocuklarını, eşini ve evini sahiplenen bir eş ve anne. Erwin Wurm, Melik Ohanian, Stephane Bombardier

_MG_9082Tayfun Serttaş ve daha birçok sanatçının yaratıcı eser- lerinin bulunduğu evi de kendi zarafetinin bir yansıması. Onunla halihazırda SPOT bünyesinde küratör ortağıyla birlikte geliştirdiği projeleri ve sanatı hayatının hangi noktalarında nasıl muhafaza ettiğini konuştuk. Sonra bunlara bir de emlak sektörünü ekledik. Çünkü Tansa Hanım’ın eşi Can Ekşioğlu, dünyaca ünlü gayrimenkul fir- ması ERA’yı Türkiye’ye getirdi. Tansa Mermerci bu yapıda hem yönetim kurulu üyesi olarak yer alıyor, hem de şirketin iletişim çalışmalarına destek veriyor. Madem yaşanılacak evi seçen, çekip çeviren esas kişi kadın; bu noktadan yola çıkarak emlak sektörünün maskülen yapısının değişimini de biraz irdeledik.

yazının devamı

Isabel Marant’lı H&M/Milliyet Cumartesi

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

H&M, bu yıl işbirliğine giriştiği Isabel Marant’la tasarladığı koleksiyonunu Paris’te tanıttı. Kadınlar  ve gençler için tasarladığı parçaların yanı sıra bu işbirliğinin en dikkat çeken tarafı, Isabel Marant’ın hayatında ilk defa altına imzasını attığı erkek koleksiyonuydu…

02MCT09A

Modayı takip eden herkes, gardırobunda bir Karl Lagerfeld, Stella McCartney, Sonia Rykiel, Jimmy Choo, Lanvin, Versace ve Marni ister. İster de siz paradan haber verin! H&M sağ olsun, rüyalarımızı süsleyen tüm bu markalarla işbirliği yaparak onları alınabilir hale getirdi.

H&M bu markaları satın alınabilir kılmanın ötesinde moda dünyasındaki “show business” sektörüne de yeni bir boyut kattı desem yanlış olmaz. Markanın 2010 yılında Sonia Rykiel ile hazırladığı iç çamaşırı koleksiyonunun Paris’teki Grand Palais’de yapılan defilesini hatırladıkça içim hâlâ bir hoş olur. Koskoca sarayın ortasına bir Eyfel Kulesi inşa etmişlerdi, sisle kaplı mekanın her tarafında dev mantarlar vardı ve bandocu kıyafeti giydirilmiş 25 tane kaz (gerçek kaz) uygun adım podyumda yürümüştü.

H&M-Marant-�dMaitre_5057b 

 

 

 

 

 

 

 

yazının devamı

Ela Barlas/L’Officiel Kasım 2013

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

Başarılı belgesel yapımcısı yeni bir kimliğe büründü. Kapalıçarşı’nın kalbine yolculuğu sanal hale getiren www.grandbazaaragent.com sitesini kuran Ela Barlas artık bir “kapalıçarşı ajanı”…

 

ela barlasEla Barlas, birçok etkileyici belgeselde imzası bulunan genç bir yapımcı. Bilmeyenler için gazeteci ve yazar Mehmet Barlas’ın kızı olduğunu da ekleyelim. Sinema sektöründe çalışan eşi, iki çocuğu, Carla isimli bir köpek ve Elo isimli bir şempanzeyle birlikte Kavacık’taki bu müstakil evde yaşıyor. Çekimimiz sırasında Carla bize poz verirken, Elo da mavi salopeti ve kareli gömleğiyle evin üçüncü çocuğu gibi aramızdaydı. Evin geneline hakim olan havayı “klasik ve bohemin buluşma noktası” olarak tanımlayabilirim. Zaten Barlas, giyim stilini de aynen bu tanımla ifade ediyor. Evdeki çoğu eşya antikacılardan alınmış. Ela Barlas ve eşi her parçayı beraber seçmiş. Horhordan antika kapılar, Çukurcuma’daki Yaman antikacıdan yemek masası, Büyükada’daki eski köşklerden antika parçalar toplayan Anadolu Hisarı’ndaki Sabahattin Bey’den dolaplar ve büfeler derken ev şimdiki haline bürünmüş.

Ela Barlas’ın evine geldik çünkü kendisinden Kapalıçarşı’nın kalbine yolculuğu sanal hale getirmenin yolunu açan www.grandbazaaragent.com’u dinlemek istedik. Bu yolculuk nasıl mı gerçekleşecek? Gün içerisindeki en yoğun zamanlarında içinde yarım milyona yakın insan barındıran

ela barlas-1 Kapalıçarşı’nın 66 sokağı ve 4 bin dükkanı var. Bu otantik cennette aradığınız parçaları bulmanın ne kadar zahmet veren bir durum olduğunu biliyoruz değil mi? Bir de burada işlerin pazarlıkla yürüdüğünü de göz önünde bulundurursak, otantik bir parçayı en uygun fiyata alabilmenin yolunun sabır eşiğinizin yüksekliğiyle doğru orantılı olduğunu dipnot geçerim. Hadi bu otantik parçayı aldığınız diyelim, amacınız bunu birine hediye etmekse şık bir paket yerine naylon bir poşetle idare etmek durumunda kalırsınız. Tüm bu işlemler için Kapalıçarşı’da en azından yarım gününüzü geçirmek zorunda olduğunuzu da eklerim. Bunların hepsinde hemfikiriz değil mi? İşte tam da bu noktada Grand Bazaar Agent devreye giriyor. Bu tarz bir siteyi rafine bir zevke ve stile sahip olan, Kapalıçarşı’daki her dükkanı karış karış ezbere bilen ve tartışmasız en iyi ürünleri toplayan Ela Barlas’ın açmış olması da en önemli artı. Detaylar, Barlas’ın kendisinden…

yazının devamı

Berrak Tüzünataç / L’Officiel Ekim 2013

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

“Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde. 

Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor.

Bütün kara parçalarında…

Afrika dahil.”

Bu aralar Cemal Süreya’nın şiirlerini tekrar şevkle okuduğumdan mıdır nedir, Berrak Tüzünataç ile konuşurken bu dizeler geldi aklıma. Ağzı, burnu, kaşı, gözü, vücudu çok güzel. Güzel de, toplumun beklediği o,

berrak3

“Güzel kız şöyle davranmalı” beklentisinden bir o kadar uzak kendisi. Heyecanlı, dişli, hazır cevap… Ezberlenmiş tepkileri vermiyor. Boşuna beklemeyin, belli ki öyle davranmayacak. Hem sıkılmadınız mı öyle davrananlardan?
“Her şeye rağmen yolculuğumu kendime ait tutmayı, kendi hikayemi yaşamayı becerebildim. Bu konudaki tutarlılık herkeste saygı duyacağım bir şeydir” diyecek kadar cesur, “Hayat sizi zorlamadığı sürece bir üst seviyeye çıkamıyorsunuz” diyecek kadar da farkında olayın. Kişisel olarak gelişmek ve daha huzurlu bir insan olmak için kendine yatırım yapıyor. Bunun için sekiz ay kadar bir süreyi New York’taki önemli bir oyunculuk okulunda geçirmiş. İnsanın içindeki renkleri korumasının ve ortaya çıkarmasının önemini vurguluyor cümlelerinde. Toplumumuzda fazla renkli olmak, ‘çıkıntılık etmek’ diye algılandığından, kendini doğru ifade edebilmeye ‘takık’ olduğunu söylüyor. Sözcükleri istediği şekilde anlayan tek renkli insanları düşününce, ona hak vermemek elde değil.
Berrak Tüzünataç ile ilgili en güncel haber, adeta bir ünlüler geçidine dönüşen Muhteşem Yüzyıl’ın yeni sezondaki yüzlerinden biri olması. Mehmet Günsür’ün canlandırdığı Şehzade Mustafa’nın aşkı, Bar
baros Hayrettin Paşa’nın kızı, akıllı, masum Mihrünnisa rolü için yoğun bir şekilde kılıç kullanma, at binme dersleri alıyor.  Diğer detaylar için huzurlarınızda Berrak Tüzünataç, ‘The Ezber Bozan’…

Cansu Dere / L’Officiel Ağustos 2013

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | 3 yorum

Modellik kariyerinde parlayan yıldızını rol aldığı dizi ve filmlerle daha da yükseğe taşıdı. L’Oréal Paris’in çalıştığı ilk Türk ‘celebrity’ olarak, kapsama alanını olabildiğince genişletti. Uzun zaman sonra ilk kez Cansu Dere’yi kendisinden dinliyoruz.

Röportaj için buluşacağımız mekana giderken, yol boyunca Dere’nin daha önce defalarca dile getirdiği, “Babam beni küçükken, ‘Asık suratlı kızım’ diye severdi” cümlesi aklımda dolandı durdu.

cansu 1

Bu genç kadın çok mu mağrur ve mesafeliydi de, insanlar ‘asık surat’ muhabbeti açıyordu hep?

Röportaj yaptığımız gün belki hava çok güneşliydi, belki ben sağ tarafımdan kalkmıştım, belki de enerjilerimiz tuttu, bilemiyorum, ama sonuç olarak Cansu Dere’nin samimiyeti ve neşesinden fırsat bulup da, “Asık suratlı ve mesafeli biri” diye düşünecek zamanım olmadı. Başkalarının hikayesini bilmem, benim tanıştığım Cansu Dere güler yüzlüydü.

L’Oréal Paris’in çalıştığı ilk Türk ünlü olduğundan, sohbet etmeye başladığımızda gözlerim ilk olarak saçlarına takıldı. Biz ‘ölümlüler’, vücutlarının her santimetrekaresiyle hem ekranda, hem de fotoğraflarda harika görünen isimlerin gerçek hayatta nasıl olduklarını merak ederiz hep.

yazının devamı

Yalan Dünya’nın Nurhayat’ı “Gupse Özay”/Milliyet Pazar

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

Erkeklerin “İllallah!” dediği kadın modelini “Yalan Dünya”daki Nurhayat rolüyle başarıyla canlandıran Gupse Özay, birbirinin içinden çıkan Matruşka bebekler gibi sürprizli ve keşfetmesi bitmeyen bir karakter. “Yalan Dünya”daki oyunculuğu, “Rekorlar Dünyası” isimli yarışmadaki sunuculuğu derken Özay’ın renkli dünyasına dalıverdik…

Karma mı dersiniz, meleklerle yaşamak mı dersiniz bilmiyorum fakat şu bir gerçek ki olmasını kalpten istediğiniz şeyler biraz emekle desteklendiği zaman gerçekten oluyor. Son zamanlarda duyduğum, bu teoriyi doğrulayan en taze hikaye de Gupse Özay’ınkiydi.

Sen yıllarca Gülse Birsel ile tanışmanın ve çalışmanın hayalini kur, Birsel’in röportajlarını duvarlarına as, okul bittikten sonra bir umut İstanbul’a gel ve sonunda “Yalan Dünya”nın başrol oyuncularından biri ol. Hem de daha ilk oyunculuk işinde.

Gupse Özay, nam-ı diğer “Yalan Dünya”nın Nurhayat’ı, gözlerinden İzmirli enerjisi fırlayan yüzde yüz bir İzmirli.

Layout 1

Güzel, işveli, içten, konuşkan… Dizideki imajıyla zıt şekilde sade ve aslında zaten genç olan yaşından da küçük gösteriyor (29 yaşında). Yani o meşhur Nurhayat ses tonu ve konuşma hızı kulağınıza çalınmadan kendisini tanıyamazsınız. Bütün özellikleriyle de tam bir mağrur Aslan burcu kadını.

İstanbul’a taşındığı günden beri Cihangir’de yaşayan Gupse Özay ile semtindeki Susam Kafe’de buluştuğumuzda

ilk olarak lise ve üniversite muhabbeti açılıyor. Özay’ın İzmirli olduğunu öğrendiğim anda “Ben Bilkentliyim ve neredeyse tüm arkadaşlarım İzmir Türk Koleji’ndendi” deyince o da  “Ben de Türk Kolejliyim!” diye cevap veriyor. Hem kuzeni hem de yakın arkadaşlarıyla Bilkent’te beraber okuduğum ortaya çıktıktan sonra “Hayatımın en büyük hatası üniversiteyi şehir dışında okumamaktı” diye bir yorum yapıyor.

Hayallerinin peşinden koşarak İstanbul’a gelen Gupse Özay için her şey yeni başlıyor aslında. “Bir gün dizide oynarsam bir tek Gülse Birsel’le çalışırım, filmde oynarsam da bu kendi filmim olur” diyerek hedeflerini netleştirmiş bile genç oyuncu. G

ülse Birsel ile çalıştığına göre sırada bir film projesi var ve bunun tohumlarını atmaya başlamış bile. Bir enerji bombası olan Gupse Özay’ı bambaşka yerlerde ve projelerde göreceğimizden emin olabilirsiniz.

“Reklamlara metin yazıyordum”

Hayalini kurduğunuz meslek oyunculuk muydu?

Ege Üniversitesi’nde sinema-televizyon okudum. Birinci sınıftan itibaren “Ben bu hayatta ne yapmayı seviyorum?” diye yapmadığım staj kalmadı. Dizilerde yardımcı yönetmenlik, yapım şirketlerinde çalışmak, metin yazarlığı bunlardan birkaçıydı. Ben esas olarak yönetmenlik eğitimi aldım ama okulu bitirir bitirmez “Hadi bakalım, ilk filmimi çekeceğim” gibi bir durum söz konusu olmadı elbette. Senaryo mu yazayım, yönetmenlik mi yapayım, oyunculuğu mu deneyeyim diyerek kafamın karmakarışık olduğu bu süreçte kendimi metin yazarlığı yaparken buldum ve bu tam dört yıl sürdü. Hatta yazdığım reklamlarla ödüller aldım.

yazının devamı

“Ezgi Mola’nın Günlüğü”/Milliyet Cumartesi 13.07.13

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

Oyuncu Ezgi Mola, ekranda ilk defa bir yarışma programı sunuyor. Hem de başrolünde çocukların olduğu bir yarışma. Yapımcılığını Endemol Türkiye’nin yaptığı ve Star TV’de geçtiğimiz hafta yayınlanmaya başlayan “Çocuk Oyuncağı”, ne çocukları ne de aileleri birbiriyle yarıştırıyor. Yarışmanın ana fikri “Çocuğunuzu ne kadar iyi tanıyorsunuz?” sorusuna cevap aramak. Amerikan ABC kanalında rekor kıran “Bet On Your Baby” (“Bebeğinin Üzerine İddiaya Gir”) isimli yarışma programından uyarlanan “Çocuk Oyuncağı”, her haliyle sevilesi Ezgi Mola ile Amerikan versiyonundaki sunucu Melissa Peterman’lı halinden daha sempatik diyebilirim.

Çocuk programı denilince akla ilk gelen Berna Laçin ve İnci Türkay’dan sonra bu tarz bir yarışma için kimi seçersiniz deseydiniz hiç düşünmeden Ezgi Mola diyebilirdim ben de. Neden diye sorarsanız, bazı erkekler için “Bundan iyi baba olur” deriz ya, Ezgi Mola da tam “Bundan iyi anne olur” diyeceğiniz bir enerjiye sahip. Yani çocuklarla “On puan, on puan daha, tam yüz puanlık!” bir iletişimi var.

ezgisayfa

Mola ile röportajımızı “Çocuk Oyunu”nun setinde gerçekleştirdik. Setin hem çalışanlarının hem de seyircisinin oldukça yüksek bir enerjisi vardı. Ezgi Mola’nın çekiminin bitmesini beklerken set arkasında boyu dizimizin biraz üzerine gelen çocuklar birbirinden tatlıydı. İşte genç oyuncunun bu aralar hayatından ve aklından geçirdiklerinden ayrıntılar…

 “Bu programda kimse kimseyle yarışmıyor”

 “Çocuk Oyuncağı”nı sunmak için niçin siz seçildiniz?

Çocukların başrolde olduğu bu tarz programlarda bence en önemli şey sunucunun

rahat ve çocuklarla iletişime açık olması. Ben de oldukça rahatım ve mütevazı olamayacağım çocuklarla

aram çok iyidir. Çocuğun ilgisini yakalamak ve güvenini sağlamak zordur fakat bir yakalarsan da kolay kolay kaybetmezsin. Hele ki bu yarışmada ağırladığımız en küçüğü 24, en büyüğü 36 aylık bebekleri kandırabilmek hiçbir şekilde mümkün değil.

yazının devamı

Maskülen Dişi “İrem Yargıcı”/L’Officiel Haziran 2013

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

İrem Yargıcı’nın 20’li yaşlardan itibaren oturtmaya başladığı stilinin sırrı, mükemmel bir şekilde harmanladığı maskülen-feminen tasarımlarda yatıyor.

Ceremony’nin Bebek’teki mağazasını donatan çiçekler öyle zarif bir dokunuşla hazırlanıyor ki, her buket adeta başlı başına bir hediyeye dönüşüyor.

397399_312197865579761_272574702_n

Naif çiçek demetlerine ekstra zarafet katan o farklı dokunuşun sahibi ise ondan başkası değil…

İrem Yargıcı, ağabeyi Emir Yargıcı ile birlikte Türkiye’nin en ünlü tekstil markalarından biri olan Yargıcı’yı yönetirken, 1995’te kendi kanatlarıyla uçmak için Ceremony’yi açmış. Zaman içinde çiçeklerle başladığı hizmeti büyütüp, davet organizasyonu işine de girmiş. Bugün, altında Ceremony imzası olan her düğün, her organizasyon kendini açıkça belli ediyor.sayfa 1

Kişisel stili, yaşam tarzı ve hayata bakışıyla oldukça ilgi çekici bir karakter, İrem Yargıcı. Beykoz’da, Hidiv Kasrı yakınlarındaki evine adım attığımızda, buranın arkadaş sohbetlerine açık, keyifli ve her an yaşayan bir yer olduğunu hissediyoruz.

Salondaki sehpanın üzerinde duran cam vazonun içine dev manolya dalları yerleştirilmiş. Bu dokunuşla, salonun havası tamamen değişmiş.

Yargıcı’nın üzerinde kırmızı-beyaz desenli bir Etro gömlek, beyaz jean ve spor ayakkabılar var. Sabahın erken bir saati olmasına rağmen, onun neşesi ve enerjisi bir anda bizi de sarıyor.

yazının devamı

Pop sanatın ustası:Manolo Valdes/Milliyet Cumartesi 11.05.13

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | 1 yorum

“Ben, sokaktaki insanlardan veya binalardan değil, resmin kendisinden ilham aldım hep” diyor İspanyol sanatçı Manolo Valdes. Kendisi, pop sanatın en büyük ustalarından. Geçtiğimiz hafta da Pera Müzesi’nde 46 resim ve 13 heykelden oluşan 59 yapıtlık “Manolo Valdes, Resimler ve Heykeller” sergisi görücüye çıktı…

valdesNew York’taki Marlborough Gallery ve Pera Müzesi’nin ortak çalışmasıyla İstanbullu sanatseverlere “Manolo Valdes” isimli bir hediye armağan edildi.

Bu bir hediye çünkü 71 yaşındaki Valdes, 1980’lerden günümüze pop sanat akımının en büyük değerlerinden biri. Bir “Franco rejimi çocuğu” olan Valencia doğumlu Manolo Valdes, İspanya’nın sanat hayatını değiştiren “Equipo Cronica” isimli protest sanat grubunun kurucusu. “O zamanlar genç ve saftık. Yaptığımız iş Franco rejimine bir başkaldırı değil, sanatsal bir çıkıştı. Bu çıkışı da pop sanat aracılığıyla yaptık çünkü pop sanatta genel geçer bildiğimiz sanat akımlarının ötesinde, elimize geçen bir çizgi romandan bile yararlanabiliyorduk. İfade zenginliği de işte tam bu noktada başlıyor” diyor Valdes.

New York ve Madrid’de yaşamını sürdüren Manolo Valdes, Velasquez, Picasso gibi sanatçıların resimlerinden ilham alarak pop sanat tabloları ve heykelleri yaratıyor. Ünlü sanatçının 24 metrelik 9 adet heykeli, an itibariyle New York Botanik Müzesi’nde sergileniyor. New York’ta gerçekleştirdiği bir önceki sergisinde ise Broadway Meydanı’nı boydan boya dev heykelleriyle donatmış. Pop sanat alanında harikalar yaratan Valdes, bizlere sanat yolculuğunu anlattı.

 

yazının devamı

Zevkli Koleksiyoner “Ayşe Ege”/L’Officiel Mayıs 2013

tarih: by Şebnem Burcuoğlu kategori: röportajlar | Yorum yap  

2013, Ayşe ve Ece Ege’nin yılı olacağa benziyor. Milano Tasarım Haftası, Jameel Prize finalistliği, ilk Machka aksesuar koleksiyonu derken, şimdi de Çin’de bir koleksiyon çıkardılar. Ege kardeşlerin Levent Loft’taki evlerinde, tüm bu koşturmacanın detaylarını ve stil sırlarını Ayşe Ege’den öğrendik.

484639_298444566955091_1434017734_n

Yıl 2009… Paris’e yerleşmeye karar vermiş, valizimi kaptığım gibi uçağa binmiştim. Aklımda Paris’te ne yapacağımla ilgili en ufak bir fikir yoktu. Bir süre sonra, yan sırada Ayşe Ege’nin oturduğunu fark ettim. “Dice Kayek’in merkez ofisi Paris’te, acaba bir projeleri var mı şu anda?” diye düşündüm. Yerimden kalkıp yanına gittim ve kendimi tanıttım. Ayşe Ege, Istanbul Contrast isimli bir projeleri olduğundan söz etti. Kendisine telefon numaramı verip yerime geçtim. Ertesi gün beni aradı ve Istanbul Conrast’ın Paris’teki ilk sergisi için çalışmaya başladık.

Istanbul Contrast taayse ege 1sarımları, bu yılın Aralık ayında Londra’daki Victoria&Albert Müzesi’nde üçüncüsü düzenlenecek olan Jameel Price’da yarışacak. Anlayacağınız, Istanbul Contrast bir hayli yol kat etti. Jameel Prize, İslam kültüründen esinlenerek sanatını icra edenlere açık bir yarışma ve Türkiye’den bir tek Dice Kayek burada yarışma şerefine nail oldu.

Dice Kayek cephesinden vereceğimiz başka haberler de var. Örneğin geçtiğimiz ay düzenlenen Milano Tasarım Haftası’nda gerçekleşen Işıkla Yıkanmak isimli sergide, mermeri Türk hamamı enstalasyonunda şekillendirerek, dört bin yıllık Türk mermeri geleneğine ışık tuttular.

yazının devamı